MİT krizi ile ilgili farklı görüşleri sıralayan ve değerlendiren Nazlı Ilıcak, yazısında Başbakan Erdoğan’a da bir mesaj gönderdi…
Nazlı Ilıcak/ Sabah
Mâbeyn-i Hümâyûn (çevre) sorunu
Son gelişmeler farklı cephelerden değerlendiriliyor. Kimi, MİT’e kuşkuyla bakıyor, kimi ise Hakan Fidan’ın atanmasından sonra teşkilâtın tamamen değiştiğini, güvenilir hale geldiğini belirtiyor. Bu tip karmaşık yapılar hakkında uzaktan ya da kulaktan dolma bilgilerle ahkâm kesmenin doğru olmadığına inanıyorum.
Aşağıda, bu konudaki görüşlerin bir özetini vereceğim:
1) Artık MİT’te CIA ya da Mossad ajanları cirit atmıyor, MİT millileşti.
2) MİT, Suriye’de çok önemli misyonlar ifa ediyordu. Savcı Sadrettin Sarıkaya yüzünden teşkilât güvenilirliğini kaybetti; bölgede etkisi azaldı.
MİT lehine serdedilen bu düşüncelerin hükümet kaynaklı olduğunu fark etmemek mümkün değil. Çünkü bizim gibi sıradan insanlar, ne CIA ve Mossad gibi ajanların MİT’ten ayıklandığını fark edebilir, ne de Suriye’de ifa edilen önemli görevleri. MİT’in Suriye’ye ilişkin tek bir faaliyetini biliyorum: Suriye Özgürlük Ordusu lideri Hüseyin Hermuş’un teslim edilip karşılığında para alınması. Aslında, kimine göre, para alınmadı; 9 PKK’lıyla Hermuş takas edildi. Bu konuda da karışık duyumlar mevcut. MİT elemanı Ö.S.’nin, 2011′in Ağustos ayında söz konusu eyleminin hemen ardından, Fidan tarafından görevden alındığını belirtenler de var. Adana Savcılığı harekete geçene kadar, elemanın, İskenderun Gümrüğü’nde çalıştığını söyleyenler de. Bir başka iddia da, Ö.S.’nin, Hermuş’un kaçırılmasına ilişkin MİT’e verilmek üzere rapor düzenlediği hususu. Bu iddia da, kaçırılma olayının MİT’in bilgisi dahilinde yapıldığını gösteriyor. Hangisi doğru, hangisi yanlış, bilemeyeceğim.
3) Ayrıca Uludere konusunda, sınırdan geçen grupta Suriyeli Fehman Hüseyin’in bulunduğu bilgisi, Mehmet Baransu’nun dediği gibi Genelkurmay’a MİT tarafından mı verildi? Baransu’ya yanlış bilgi aktarıldıysa, hedef Fidan mıydı? Yoksa iddia doğruydu ve MİT içindeki derin devlete çalışan yapının ortaya çıkması mı amaçlanıyordu? Uludere istihbaratını veren MİT ise, maksadı PKK/KCK operasyonlarını durdurmak mıydı?
Başbakan, Fidan’ı tanır, güvenebilir, “İyi çocuk”diye düşünebilir. Ama belki madalyonun farklı bir yüzü var ve o göremiyor; ona göstermiyorlar. Malûm, “Mâbeyn-i Hümâyûn”meselesi.
Mâbeyn nedir?
Padişahın devlet görevi yaptığı sarayın Selâmlık bölümüne Mâbeyn-i Hümâyûn denilirdi. Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında, padişahlar herkesle, teşrifat ve merasime gerek kalmadan görüşürdü. Devlet büyüyüp gelişince, saray teşrifatı ortaya çıktı. Fatih Sultan Mehmet Han, acele haller dışında, vezirlerine ancak 4 gün ayırabilmekteydi. Sultanla görüşmek için müracaatlar Kapıağası’na yapılır, o da Mâbeynci görevini ifa eden Kapıcılar Kethüdasına duyururdu. Giderek, Mâbeyn teşkilâtı genişledi, daha çok memur istihdam edilmeye başlandı. Mâbeyn-i Hümâyûn, gerektiğinde padişahın başkalarıyla temasını engelleyecek bir güce ulaştı.
Sürpriz izin beklentisi
KCK hakkında şöyle bir görüş var: PKK, Güneydoğu’ya sıkışıp kaldı. Batı illeri de dahil Türkiye’nin bütününü hedef alan şiddet eylemleri KCK vasıtasıyla başlatılabilirdi. Nasıl ki MİT, PKK’yı kurdurmuşsa, KCK’yı da bu maksatla kurdu. Silâh bırakan PKK, “Özerk Kürdistan”da öz savunma gücünü oluşturacaktı. Şiddet ise, KCK eliyle bütün Türkiye’de yaygınlaştırılacaktı. Özetle, PKK bitecek, KCK başlayacaktı.
KCK’yı önce PKK’nın sivil siyasette kendisine alan açması olarak takdim ettiler. Ama artık PKK’yı da içine alan bir çatı kuruluş olduğu ortaya çıktı. Türkiye çapında örgütlendikten sonra, yaygın şiddet eylemlerine geçileceği Emniyet tarafından da belirtiliyor. Zaten Erdoğan bu görüşe inandığı için KCK operasyonlarına arka çıktı ve eleştirilere rağmen devam ettirdi. Bu durumda, KCK-MİT ilişkisinin derinlemesine araştırılması gerekmez mi? Galiba Erdoğan, yakında, sürpriz bir kararla bu soruşturmaya izin verecek.